Sanat bir ihtiyaç mı, bir araç mı, bir değer mi?

Hadi gelin birlikte resim yapalım… Hemen “Ben çöp adam bile çizemem” diye içinizden geçirdiğinizi duyar gibiyim. Şu bir gerçek ki doğamız gereği, aynı düzeyde olmasa da, hepimizde yaratıcılık yetisi var. Günlük yaşamımızdan örnek verirsek akşam yemeği için farklı menü hazırlamak ya da yemek sunumunu farklı yapmak da yaratıcılık işi. Yaratıcılık bizi biricik yapan ama yıllar geçip yaş aldıkça, belki yeterince iyi olmamasından, belki eleştirilmekten, belki de düşündüğümüz gibi yapamayacağımızı düşündüğümüzden kullanmayı bıraktığımız, göz ardı ettiğimiz bir yetimiz.  Açıkçası yalnızca çocuklara veya yaratıcılığı  kariyere dönüştüren kişilere özgü bir yeti değil.  Şimdi bir düşünelim, hangimiz robotlarla savaşan ejderhalarla ilgili hikayeler yazıyoruz? Yazmıyoruz, çünkü eğer hikaye yayınlanacaksa yazmalıyım diye düşünüyoruz. Resim yapmıyoruz çünkü olmasını istediğimiz gibi çizemediğimizi düşünüyoruz. Yüksek sesle şarkı söylemiyoruz veya evde dans  etmiyoruz. Bunları çocukça buluyoruz. Eğer maddi bir getirisi yoksa niye yapayım diye düşünüyoruz. Bunlar bizi sanat yolculuğuna çıkmaktan alıkoyan düşüncelerimiz. Halbuki sanat, kendi yaratıcılık yetimizi keşfedebilmemiz için çıkacağımız en renkli serüven. 

O zaman bu serüvene atılmadan önce herkesin her zaman yanıt aradığı soruyu tekrar soralım, sanat nedir? Bir ihtiyaç mı, kendimizi ifade etmek için bir araç mı, nasıl bir insan olmak istediğimiz konusunda bize yön gösteren bir değer mi, dinginleşmek için bir meditasyon yolu mu, iyi vakit geçireceğiniz bir eğlence şekli mi, kelimelere dökülemeyeni ifade etmeye çalışan bir lisan mı, yeni beceriler kazanma bağlamnda bir kişisel gelişim mi, yoksa inişli çıkışlı, rengarenk süreci kapsayan bir yolculuk mu? Belki de hepsi. Bu anahtar kelimelerden yola çıkarak insanlık tarihi boyunca sanat konusunda çok farklı görüş ve tanımlarla karşılaşırız. Örneğin, ilk çağlardan günümüze kadar ulaşan kalıntı ve eserleri düşünelim, bunlar o zamana ait değerlerin simgesel ifadeleri. Bu eserleri veya duvar resimlerini bir iletişim eylemi olarak yorumlayıp bunları deşifre etmeye, anlamaya çalıştık. Günümüze kadar ulaşan bu kalıntılarda bilgiyi aktarmak, tarih ve kültürle bağlantıyı sürdürmek için sanat kullanılmıştı. Örneğin, M.Ö. 39.000 den günümüze ulaşan mağara resmi ve eski Mısır Papirüsü’nün bizlere sanat ile anlatmak istedikleri aşağıdaki simgesel olarak resmedilmiş. Bu bağlamda sanat, kültürümüzle ve insanla bağ kurmanın ve sürdürmenin yollarından biridir.

 

 

(Eski Mısır Papirüsü (bir terazinin iki kefesinden birine tüy, diğerine ise kişinin kalbinin konduğu ve kişinin adil ve dürüst bir yaşam sürüp sürmediğinin Ölüm Tanrısı tarafından değerlendirildiği aktarılmaktadır. )

M.Ö. 400’lere geldiğimizde, Plato sanatın, doğanın ve insan davranışının taklidi olduğunu ileri sürmüş. Günümüzde artık sanat pasif olarak izlenen bir şey olmaktan çıkmış ve hem icra edenlerin hem de izleyicilerin aktif olarak iştirak ettiği, dahil olduğu bir etkileşim faaliyeti olmuştur.

 

 

 

 

(Ivan Ayvazovsky – 9. Dalga)

 

Yapılan araştırmalara göre bu faaliyet, yani sanat bize;

- çok seçenekli düşünmeyi ve daha iyi sorun çözmeyi öğretir, 

- estetik duygumuzu, el becerilerimizi ve sosyal becerilerimizi geliştirir, 

- gevşememize yardımcı olur,

- kendi duygularımızı, düşüncelerimizi, algılarımızı, deneyimlerimizi keşfedip, yorumlamamıza böylece de karşımızdaki kişiyi anlayıp empati kurmamıza yardımcı olur,

- ve belki sevdiklerimizle daha iyi vakit geçirmemize imkan sağlayabilir,

- bakış açımızı değiştirmemize, farklı açılardan bakmamıza yardımcı olur, 

- değerlerin şekillenmesi, paylaşılması ve ifade edilmesi için bir yoldur.

Kısacası sanat yalnızca "eğlence" olarak görülmemelidir, bundan çok daha fazlasıdır. Bilişsel yeteneklerimizi geliştirir ve öznel mutluluk/ iyilik halimizi artırır.

Sanat bence meditasyondur. Dinginleştirir, derinleştirir, dinlendirir, huzur ve keyif verir, stresi azaltır, ruh halimizi değiştirir. Yavaşlayıp, duygularımızı deneyimleyebilmemize imkan sağlar. İçinde bulunduğumuz an ile bağlantı kurmamıza olanak verir. Hepimizin molaya ihtiyacı vardır ve sanat bizim bu ihtiyacımızı karşılar. Konsantrasyona ve odaklanmamıza yardımcı olur. Bütün bunlar akışta  kalmamızı, yani anı yaşamamızı kolaylaştırır. Akıştayken yaptığımız işe kaptırırız kendimizi, kaygı ya da endişe duymayız çünkü meditasyon halindeyizdir. Farkındalık egzersizleri ile sanat icra etmenin ortak noktası ikisinin de anda kalma, konsantrasyon ve  dikkati yönetme konularında  bizi geliştirmeleridir. Aslında sanat doğası gereği farkındalıktır. Meditasyonla zihnimizi sakinleştirip, odaklanıp, sakinleşemediğimiz zaman yaratıcı faaliyetler bunu kolayca yapmamızı sağlayabilir. Renkler, doku, ses bizi otomatikman ana çekerler.   Tek yapmamız gereken bir çocuk gibi özgürce, merakla ve istekle boyamaktır… Sanat mükemmellik değildir, o yalnızca keşfetmektir.  Sonunda ortaya çıkan eserden daha önemli olan, o yolculuğa çıkmaktır. Bu etkiyi sanat dallarının hepsinde hissedebiliriz. Zaman 

 kavramı unutulur ve o an olanın, yaptığımızın dışında başka bir düşüncemiz yoktur. Sanat bir iletişim biçimidir. Sanat duygulardan, 

düşüncelerden, hayal gücünden yararlanarak ortaya çıkan özgün ifade biçimidir. Kendini ifade etme yoludur. Kendi başına bir lisandır ve  insanların birbiri ve kendileri ile sözel olmayan bir iletişim kurmasına olanak verir. Bu da kelimelerle ifade edilemeyeni söylemenin etkili  bir yolu olabilir.

Sanat bazen unuttuğumuz bir ihtiyaçtır. Keşfedildiğinde keyif ve haz verir. Sevme, ait olmak gibi ihtiyaçlarımızı karşılamamıza yardımı olur. Hem iç dünyamızı hem çevremizi değiştirmemize, geliştirmemize ve güzelleştirmemize yardımcı olur. Kendimizi gerçekleştirmemize aracılık  eder. Sanat birbirinden çok farklı düşünce ve algıları olan  insanları bir araya getirir. Özgürlüğü temsil eder. Karşılıklı konuşmaya olanak tanır, yeni ilişkilerin ve fikirlerin oluşmasını teşvik eder. Böylelikle bireysel ve toplumsal ilişkiler kuvvetlenir. Bütün bunlara ek 

olarak zevk aldıkları sanatla ilgilenenlerin genel sağlık durumlarının daha iyi olduğu, daha rahat fiziksel aktivite yapabildikleri, daha enerjik  enerjik oldukları, daha mutlu hissettikleri, daha az çökkün veya kaygılı hissettikleri gözlenmiştir.  Ohio, Cleveland Kliniği Tıpta Sanat Enstitüsü çalışmaları sanatın bazı sağlık durumlarına (dementia, Alzheimer, depresyon, Parkinson, travma, yeme bozukluğu, yüksek tansiyon, ağrı gibi) olumlu etkisi olduğunu, hastalığı tedavi etmediğini ama insanların iyi hissetmelerine katkısı olduğunu açıklamıştır. Kanada’da Montreal Güzel Sanatlar Müzesi ile Kanada Doktorlar birliğinin bağlı 2000 doktorun ortak projesi kapsamında doktorlar hastalarına müze ziyareti reçete etmeye başladılar. Bir yıl sürecek bu pilot proje müze ortamının bazı sağlık durumlarının (ruh sağlığı, yeme bozuklukları, yüksek tansiyon gibi)  iyileşmesinde fayda sağlayabileceğine olan inancı temel almakta.  Bunun alınan geleneksel tedaviyi tamamlayıcı, yan etkisi olmayan bir uygulama olacağı düşünülmektedir. Aynı şekilde İngiliz Hükümeti bu yıl 1,8 milyon Pound değerinde yeni bir kamu sağlığı stratejisi açıkladı.  Bu strateji doktorların sanat etkinliklerini Ulusal Sağlık Hizmeti kapsamında reçete edebilmelerine olanak sağlamakta. Bu bağlamda doktorlar yalnızlık çeken hastalarına sosyal aktiviteler tavsiye etmeleri doğrultusunda teşvik edilmektedir. 

Peki, sanatı hayatımızın bir parçası haline getirmek için ne olması gerekir? Maddesel ihtiyaçlarımızı %100 karşılamış olmamız gerekir mi?  Sanat tarihine baktığımızda ne kadar çok sanatçının yaşamları boyunca yokluk içinde yaşamış olmalarına rağmen kendilerini gerçekleştirdiklerini görürüz.

 

Güvenlik ihtiyaçlarımızı %100 karşılamış olmamız gerekir mi sizce? Bu sorunun yanıtını savaş olan yerlerde ne kadar çok sanat üretildiğini gördüğümüzde anlıyoruz. Ait olma/ sevilme ihtiyacımızı %100 karşılamış olmamız gerekir mi? Bu soruyu başka bir soruyla yanıtlayabiliriz. Karşılıksız aşklar için ne kadar şiir yazılmıştır? Kendilik saygısı ihtiyacımızı %100 karşılamış  olmamız gerekir mi?  Sanattaki başarımız bize ihtiyaç duyduğumuz saygıyı getirebilir.

Hayattaki en büyük sorulardan biri yaşamın anlamının ne olduğudur? İnsanın hayatındaki anlam arayışı o kişinin en önemli keşifidir. Hobimiz, işimiz veya çocuk büyütmek günlük yaşamımıza anlam veren şeyler olabilir. Anlamı bulma serüveninin başka bir yolu da yaratıcılık yeteneğimizi eğitmekten geçebilir. Yaratıcılık, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde kendini gerçekleştirme basamağında yer almaktadır. Kendini gerçekleştirme basamağında insanlar, neyin onlar için önemli olduğunu bulurlar. Onlar temel ihtiyaçlardan çok gelişimlerine odaklanırlar. Başkalarının doğru ya da yanlış kalıplarıyla değil kendi değerleri  doğrultusunda yaşarlar. Ancak yıllar içinde hepimiz kendimizi bir sorundan diğerine yuvarlanırken bulabiliriz. Kendi temel değerlerimiz ile örtüşmeyen hedeflerimiz olduğunu fark edebiliriz. Bizi biz yapan ve yönümüzü belirleyen ihtiyaçlarımızı, zevk aldığımız şeyleri, tutkularımızı erteleriz. Peki doğru olan bu mu? Elbette her anımızı yaşamımızın amacına adamamız mümkün değildir. Bu nedenle sevdiğimiz şeyleri yaptığımız gibi yaptıklarımızı da sevebiliriz.

Şimdi durup düşünmeliyiz… Hayatımızın gitmesini istediğimiz yön “yani değerlerimiz” doğrultusunda hareket ediyor muyuz? Yoksa varoluş için gerekli temel ihtiyaçlarımızı karşılamaktan öteye gitmeyip, hayal kırıklığı ile geri mi çekiliyoruz? İşimizle çok mu meşgulüz? Çocuklarla çok mu meşgulüz? Çok çalışıyor ve kazanıyor ama kendimize bile ifade edemediğimiz bir eksiklik mi hissediyoruz?

Değerlerimizin neler olduğunu gerçekten biliyor muyuz? O zaman öncelikle yanıtını bulmamız gereken soru; “Değer nedir?” olmalıdır.

- Değerler kalbimizin derinliklerinde bulunan, olmak istediğimize insana dair temel arzularımızdır. 

- Değerler her zaman nasıl davranmak istediğimizle ilgilidir. Değerler imrenilen davranış özellikleridir. Hayatta nasıl biri olmak istediğimizle ilgilidir. Nasıl bir çalışan, nasıl bir müdür, arkadaş, partner... 

- Değerler hedef, amaç değildir. Hedeflere ulaşabiliriz ama değerlere kolaylıkla ulaşamayız. Çünkü değer yolculuğu bitmez.

- Değerler kurallar değildir. Özgürce tercih ettiğimiz özelliklerdir, yapmak zorunda olduğumuz için yaptığımız şeyler değildir. Başkalarının bizi sevmeleri veya onaylamaları için yaptığımız şeyler değer değildirler. 

- “Doğru veya yanlış değer" diye bir sey yoktur. Bu bizim lezzet tercihimiz gibi bir şeydir. Mesela siz pizzanızda ananas ve mısırı tercih ederken ben salam ve sosis tercih edebilirim. Ama bu benim pizzadaki lezzet tercihimin doğru sizinkinin yanlış olduğu anlamına gelmemektedir, sadece farklı lezzet tercihlerimiz olduğunu göstermektedir. 

Kısacası değerlerimizin neler olduğunu bilirsek o zaman yaşamda nereye doğru gitmek istediğimizi, hangi yöne gitmek istediğimizi biliriz ve bu yönde ilerlerken kendimize hedefler belirleyebiliriz. Davranışlarımız ve hedeflerimiz değerlerimiz ile uyumlu ise huzurlu olur, mutlu hissederiz çünkü değerlerimize doğru yolculuk yaptığımızdan eminizdir. 

O zaman değerlerimizi nasıl tespit edebiliriz? Şu sorulara vereceğimiz yanıtlar değerlerimizi bulmamızda ve yeniden hatırlamamızda yardımcı olacaktır.

⦿ Ne yapmaktan hoşlanıyorum?  

⦿ En mutlu olduğum, gurur duyduğum zamanlar nelerdi?(Ne yapıyordum, kiminleydim, hayatıma nasıl bir anlam kattı?)

⦿ Hangi konuda iyiyim? 

⦿ Benim için önemli olan ne? 

⦿ Neyi değiştirebilirim? 

⦿ Nasıl hatırlanmak istiyorum?

⦿ Daha önce benim için önemli olan ama unuttuğun şeyler var mı? Şarkı söylemeyi, dans etmeyi, resim yapmayı özlüyor muyum? 

​Bunları yaparken kendimi ne kadar mutlu hissediyorum? 

 

Bütün bu kavramaları irdeledikten sonra kendimce sanatta yaşayan değerleri listeledim; yaratıcılık, özgünlük/orjinallik, özgürlük, estetik, cesaret, ustalık, merak, keyif, farkındalık, sabır, kendini geliştirme, bağ kurma, sevgi, umut. Ve bence sanat insan için önemli temel değerlerden biridir. Pusulasının yönünü sanata çevirmiş insanlarla dolu bir dünya ve gelecek önümüzdeki nesillere bırakabileceğimiz en güzel miras ve değer olacaktır. 

Küçük bir not: Amerikan Psikoloji Birliği’ne (APA) göre, stres yaratıcılığın bir numaralı katili. Yine APA’ya göre, "Yeterince vakit yok" ifadesini hayat mantramız olarak benimsemişsek, yaşamımızda yeniliğin olmasına fırsat vermiyoruz. O zaman yaşamın çılgın hızından uzaklaşıp, bizim için neyin daha önemli olduğuna, enerjimizi ve zamanımızı neye kanalize etmek istediğimize dair yeni bi rbakış açısı kazanmak için haftalık programımızda sanat için bir yer açmalıyız.

Umut Sungur

7.3.2019

Resim1.jpg
Resim2.jpg
Resim3.jpg
Resim5.jpg
Resim4.jpg